| AKCAKESE KÖYÜ DESTEK SITESI00 |
DESTEK SITELERI:

A- COĞRAFİ YAPI
1-Arazi:
Bölge engebeli bir araziye sahiptir. Arazinin en basık yeri öz boyu olup, en yüksek yeri yaylanın olduğu alandır. Arazide zaman zaman düz alanlar bulunmasına rağmen, eğim oldukça fazladır. Arazinin güneyden kuzeye doğru yükseldiği görülmektedir. Bu yükseliş öz boyundan yaylaya kadar devam etmektedir. Erenler tepesinde aşağı yukarı rakım 1750 metreyi bulmaktadır.
Güneyde Kirmir Çayı köyün arazisinin genelde doğal sınırını oluşturmaktadır. Kuzeyde ise, köyün ekilir- dikilir arazisi köy üzerindeki yamaçta son bulmakta, ancak dağ ve otlak düşünüldüğünde yaylanın kuzeyinde Erenler mevkii içerisine alacak şekilde yayılmaktadır. Batıda Gavurderesi, doğuda ise, köylü tarlaları sınırı oluşturmaktadır. Bu sınır kesinlik göstermeyip, başka yerlerde de köylünün tarlaları bulunmaktadır.
Arazi incelendiğinde büyük ölçüde taşlıktır. Ekilip dikilecek alanlar çok geniş değildir. Düz, ekilip dikilen arazilere “ yazı” denilmektedir[1]. İşte yazılar ve keseler yazıları tabirleri bu düz geniş tarlalar için kullanılmıştır. Eğimli yerlerdeki tarlalar bu yazılar kadar önem taşımamaktadır.
Arazi ve tarlaların toprak yapısına göre de isimlendirildikleri dikkat çekmektedir. Bunlara örnek olarak Aksekiler, Bozbağlar, Çamurlalar, Karayakalar, Çeyiltarlalar, Kızılmeşeler gösterilebilir. Burada toprağın rengini ya da kumlu, humuslu olduğunu anlamak mümkündür.
Arazide isimsiz yerin kalmaması coğrafya ile bütünleştiğini göstermektedir. Arazinin yapısı, toprağın rengi dikkate alınarak verilen isimlerin yanında farklı isimlendirmeler de bulunmaktadır. Bu isimler toplu olarak gösterilmiştir.
Arazide kuzeyden güneye doğru çeşitli dere yatakları bulunmaktadır. Bu dere yatakları aynı zamanda su kaynaklarına sahiptirler. Bu dereler araziyi kuzeyden güney yönünde bölmektedirler. Dere kenarındaki araziler daha çok bağ ve bahçe olarak kullanılmaktadırlar.
Özboyunda önemli arazi parçasını bükler oluşturmaktadır[2]. Bu bükler sulak arazilerdir. Çaydan alınan sularla beslenmektedirler. Eskiden çeltikler bu büklerde yetiştirilirdi. Günümüzde ise, daha çok bahçecilik için kullanılmaktadırlar.
Arazinin önemli bir kısmı kuru tarıma hizmet vermektedir. Toprağın uygğun olduğu yerler ise, bağ ve bahçelere ayrılmıştır. Yine arazinin sulanabilen bazı alanlarının çayır olarak hizmet verdiği dikkate şayandır. Ekilmeyen yerler ise “ kısır” tabir edilmektedir.
Arazide boş alanlar ise, köylünün hayvanlarının otlatılması içindir. Bütün köylünün hayvanları bu boş alanlardan , hayrat ve otlaklardan yararlanabilmektedirler.
Yayla da önemli bir otlak alanıdır. Buradan insanların sürüleri yararlanabilmektedir. Çevresi de düşünüldüğünde şüphesiz en geniş otlak alanıdır.
2- Bitki Örtüsü:
Bitki türlerini insan eliyle yetiştirilen ve kendiliğinden yetişenler olmak üzere iki kısımda ele alabiliriz. İnsan eliyle yetiştirilen bitki türleri meyvaları yenilenlerdir. Ekilir arazide daha çok yenilir meyve türleri bulunmaktadır. Dağda ise, ağırlıklı olarak yenilmeyen bitki türleri yer almaktadır.
Köy ve çevresindeki bitki türlerini meyveler oluşturmaktadır. Bu türler arasımda elma, armut, erik, dut, kiraz, vişne, şeftali, ayva, badem, övez, kayısı, muşmula, iğde , üzüm, ceviz vb sayılabilir.
Köy ve çevresinde orman ( böğürtlen), çalı mini, gövem, çitemik, kuşburnu ve alıç gibi meyvesi olan bitkilerde bulunmaktadır. Köy arazisi içerisinde meşe, kavak, ardıç, sakızlık, dişbudak türü ağaçlar yer almaktadır.
Dağda ise, sarı çam, kara çam, güyner, ardıç, meşe, alıç, pire boğlu, akça ağaç, gökçe ağaç, dağ söğüdü, dağ elması, fındık, dağ kavağı gibi ağaç türleri bulunmaktadır. Dağda ağırlıklı olarak bulunan ağaçlar çam ve meşe türleridir. Dağda en fazla bulunan ot türleri ise, yonca ve kekiklerdir. Kekikin çok çeşidi bulunamkla birlikte en çok bilinenleri normal kekik ve kara kekik olarak bilinen türlerdir. Ayrıca güvey çiçeği olarak bilinen bir çeşit kekik türü de bulunmaktadır. Eskiden arazinin önemli bir kısmı ağaçla kaplıymış. Günümüzde epey bir azalma vardır. Bindokuzyüzlü yıllırda yukarı mahalle çamlarla kaplıymış. Bindokuzyüzyetmişli yıllırda köyden çam ağaçları görülebilmekteydi. Günümüzde ancak yaylaya çıkıldığında çam ağaçları görülebilmektedir. Yüzyıl öncesinde çamla kaplı yerlerde çam kalmaması bitki örtüsünde önemli değişikliklerin olduğunu göstermektedir. Bundan böyle duyarlılığın artması ve ağaçların korunması, ağaç kesmek yerine dikilmesi , boşa alanların korumaya alınarak hatıra ormanlarının dikilmesi bitki örtüsündeki değişikliğe olumlu yönde katkı sağlayabilecektir.
3-İklim:
Bölgenin iklimine bakıldığında yazlar kurak ve sıcak geçmektedir. Kışlar ise soğuk ve yağışlıdır[3]. Kış ve yaz arasındaki sıcaklık farkı çok farklıdır. Bahar kıştan yaza bir geçiş oluşturmakta olup, bahara ilk yaz da denilmektedir. Baharla birlikte sıcaklıklar artmaktadır. Bahar ayında yağış fazla olmaktadır. Sonbahar ise, yazla kış arasında bir geçiş dönemini oluşturmaktadır.
Doğudan esen yel için “ dan yeli” tabiri kullanılmaktadır. Kuzeyden esen yel “ Poyraz”dir. Güneyden esen yel için ise, “ aşağı yel” tabiri kullanılmaktadır. Batıdan esen yel “ kara yel” olarak bilinir. Bölgede poyraz en güçlü esen yeldir. Dan yeli ve aşağı yel bölgede çok etkili değillerdir. Batıdan esen “ kara yel” pek itibar edilen bir yel değildir. Özelikle kuzeyden esen yel etkili olup, havayı serinletmektedir. Özellikle bu yel sayesinde geceleri de çok serin geçmektedir. Yazın bile gece ve gündüz arasında ısı farkı da çok fazladır.
B-TARİH
1-Türk Dönemi Öncesi
Bölgenin Türk dönemi öncesi tarihi Ankara’nın tarihi gelişim süreci içerisinde değerlendirilebilir. Ankara, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birisidir. Burası tarih öncesi dönemlerden itibaren önemli bir merkez olmuştur. Ankara’nın önemli bir merkez olmasında coğrafi konumunun çok büyük önemi vardır. Asya kıtasının batı uçunda bulunan ve Asya ile Avrupa’nın orta kesimindeki Ankara, bütün yolların kesiştiği noktada yer almaktadır. Aynı zamanda Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya yapılan göçler esnasında ve hatta Anadolu’da doğudan batıya, batıdan doğuya, güneyden kuzeye ve kuzeyden güneye yapılan seferler sırasında devamlı uğranılan bir merkez olmuştur. Ankara’dan kuzeybatıya doğru yönelindiğinde doğal geçitler, batıya ve kuzeybatıya doğru ulaşımı sağlamıştır. Kargasekmez mevkiinden öz boyunu takip ederek, batıya doğru gitmek mümkün olmuştur[4].
En eski dönemlerde bir çevrede yerleşimin olduğunu gösteren ipuçları bulunmaktadır. Bir iskanın olabilmesi için insanın temel ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakların bulunması gerekmektedir. Bu kaynakların adı geçen coğrafyada mevcut olması burada iskanın olmasına temel oluşmuştur. Ankara ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen buluntular burasının tarih öncesi devirlerde iskan edildiğini göstermektedir[5]. Bu bölgede geçen asrın başlarında yapılan kazılarda, Uzağıl Mevkii, Maltepe civarı ve Çubuk Vadisinde buluntular ortaya çıkarılmıştır. Atatürk Orman Çiftliği yakınlarında da tarih öncesi dönemlere ait buluntular ele geçirilmiştir. Ankara kalesi civarındaki buluntularda tarih öncesi dönemde burada iskanın olduğunu göstermektedir. Ayrıca, Ergazi, Bağlum ve Güdül çevresinde de tarih öncesi dönemlere ait buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bakır çağında Ankara ve Çevresi büyük önem kazanmıştır.Karaoğlan, Ahlatlıbel ve Etiyokuşu kazılırında ortaya çıkarılan yapılar, araç v egereçler bu dönemde Ankara ve çevresinin önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Ankara ve çevresinde köylerin kurulduğu , hayvanların büyük bir bölümünün evcilleştirildiği, tahıl ekiminin yapıldığı ve kısmen dokumacılıkla uğraşıldığı anlaşılmaktadır[6].
M.Ö II bin yılın başlarında Asurlu tüccarlar Orta Anadolu’ya kadar gelerek, ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu dönemde tüccarların nereye kadar ulaştıkları tam olarak bilinememektedir. M.Ö II. bin yılın başlarından, Hititler’in Anadolu’ya geldikleri döneme kadar süren Asur Ticaret Kolonileri devrini takiben Hititler Orta Anadolu’ya gelerek Hattuşaş ( Boğazköy) merkez yapmışlar ve hakimiyet sahalarını kısa bir zamanda genişleterek, Ankara ve çevresine de hakim olmuşlardır.[7]
Hitit devleti yıkıldıktan sonra orta ve yukarı Sakarya havaisinde yaşayan Frigler zamanla daha geniş coğrafyaya yayılmışlardır. M.Ö IX yüzyılda Gordion( Polatlı-Yassıhöyük) merkez olmak üzere, Orta Anadolu’da Ankara ve çevresini de hakimiyet sahası içerisine almışlardır.[8]
M.Ö VII. Yüzyılın sonlarına doğru Kafkaslardan Doğu Anadolu’ya giren Kimmerler Orta Anadolu’ya yönelmişlerdir. M.Ö VII. Yüzyılın ilk yıllarında Kızılırmak havzasına kadar ulaşmışlardır. M.Ö VII. Yüzyılın ilk çeyreği içerisinde Frigler’in başkenti Gordion’u tahrip etmişler, Frig devletinin yıkılmasını sağlamışlardır.[9] Frigler’in bulunduğu coğrafyaya dolayısıyla Ankara ve çevresine de belirli bir süre hakim olmuşlardır.
Pers hakimiyeti döneminde ticaret ve posta yolu olarak kullanılan Kral yolunun Ankara önemli bir konaklama yeri ve ticaret şehri durumuna gelmiştir[10].Pers hakimiyeti Makedonyalı Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişine kadar devam etmiştir. İskender M.Ö 333 yılında Ankara’ya gelmiştir[11]. Doğudan batıya, batıdan doğuya geliş-gidişlerde Kral yolu kullanılmıştır. Bu kral yolu ya da onun bir kolunun öz boyunu takip ederek gittiği muhtemeldir.
Büyük İskender’in Anadolu’da hakimiyet kurduğu dönemden sonra Galatlar’ın merkezi olan Ankara, en parlak çağını Romalılar döneminde yaşamıştır.[12] IV yüzyılın son çeyreği içerisinde doğudan batıya doğru ilerleyen Hunlar 391 yılında Roma İmparatorluğu üzerine yüklenmişlerdir. Hunların bir kolu Ankara ve çevresine gelmişlerdir[13]. Ancak öz boyuna yayılıp yayılmadıkları bilinmemektedir.
Roma İmparatorlğu doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra şehir Bizans hakimiyetine geçmiştir. İslam orduları ise, Hz. Muhammet’in “ Elbet Konstantiniye ( İstanbul) fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan onun askeri en güzel askerdir.” Hadisinden hareketle bu övgüye mahar olabilmek için İstanbul’a ulaşmak gayretiyle Anadolu’ya seferler düzenlemeye başlamışlardır. Bu amaçlarına ulaşabilmek için Ankara ve çevresini ele geçirmeye çalışmışlardır.[14] Belirli bir süre şehri ellerine geçirmişler, ancak daha sonra Bizans hakimiyeti tekrar oluşturulmuştur.[15]
Ankara ve çevresinin Türk dönemi öncesi Bizans dönemiyle son bulmaktadır.
Türk dönemi öncesi için araştırmaların Kirmir Çayı ve çevresi merkezli araştırılması bölgenin Türk dönemi öncesi için bir fikir verebilecektir. Köy ve çevresinde de Türk dönemi öncesine dair izler görülmektedir. Özellikle köyün güneydoğu kesiminde bazı izler dikkat çekmektedir.
2- Türk Dönemi :
Ankara ve çevresinin Türklerin eline geçmesi, Türkler’in Anadolu’ya girmeleriyle bağlantılıdır. Bütün İslam şarkını elinde tutan Selçuklu sultanı Alp Arslan’ın 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır.İslam ordularının akınları ve iç çekişmeler sonucunda iyice yıpranmış olan Bizans imparatorluğunda Türklere karşı koyabilecek fazla güç olmadığından, türkler 1073 yılında Ankara ve çevresine ulaşmışlardır.[16] Anadolu’nun ortasında bulunan Ankara ve çevresinin Türkleşmesi ve İslamlaşması süreci de bu tarihten itibaren başlamıştır. Bu süreç Osmanlı dönemine kadar büyük ölçüde tamamlanmıştır.
Ankara ve çevresine ulaşan Türk toplulukları Anadolu’nun diğer bölgelerinde de olduğu gibi, bu coğrafyaya yerleşmeye başlamışlardır. Anadolu’ya belirli zaman aralıklarında gruplar halinde Türk toplulukları gelmiştir. Bir arap gezginin belirttiğine göre, XIV. Yüzyılın başlarında Denizli civarında ikiyüzbin, Kastamonu civarında ise otuzbin çadırlık Türkmen kitlelerine rastlanmıştır.[17] Buradan her çadırda ortalama on kişinin bulunduğu düşünülürse Ankara ve çevresinde XIV. Yüzyılın başları itibariyle üçyüz bin Türkmen kitlesinin varlığı sonucu çıkarılabilir. Buradan da Ankara ve çevresine gerçekleştirilen göçlerin ne denli büyük olduğu anlaşılır.
Anadolu’da XIV. Yüzyıl vesikalarına göre tespit edilen 890 Oğuz boyu adı taşıyan köyden 49 tanesinin Ankara ve çevresinde olduğu bilinmektedir. Köylerden Kayı, Bayad, Yazır, Döger, Dodurga, Avşar, Kızık, Karkın, Bayındır, Peçenek, Çavundur, Çepni, Eymür, Ala-Yuntlu, Yüreğir, İğdir, Yuva ve Kınık olmak üzere 18 Oğuz boyu adı bu çevrede tespit edilebilmektedir. 24 Oğuz boyu adının 18 tanesinin Ankara ve çevresinde bulunması çeşitli Oğuz boylarının bu bölgeye yerleşmiş olduğunu göstermektedir. Özelikle Güdül, Kızılcahamam ve Çamlıdere çevresinde Bayad, Bayındır, Peçenek, Çepni, Yüreğir, Kınık, kayı, Avşar ve Kızık adı taşıyan köylerin varlığı Oğuz boylarının yerleşimini göstermek bakımından önem taşımaktadır.[18] Oğuz boyu adı taşımayan köylerin kurucuları da çeşitli Oğuz boylarının mensuplarıdırlar. Hatta Akçakese gibi büyük köyler için bu durum karakteristiktir. Bu çerçevede öncelikle Peçenek, Bayındır, Kınık vb boy mensuplarının bu oluşuma büyük ölçüde katkı sağladıkları düşünülmelidir.
Osmanlı dönemi ile birlikte artık en küçük yerleşim birimi, nüfusu, İktisadi yapısı, sosyal ve dini yapıları hakkında bilgi sahibi olabilmekteyiz. Osmanlı Devleti’nin tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerde, nüfus ve vergilendirilebilir gelir kaynaklarını belirlemeye tahrir denilmekte olup, bilgiler tahrir defterlerine işlenmiştir.
Ankara ve çevresinin tahrirlerinin ne zaman yapılmaya başladığı bilinmektedir. Mevcut belgeler incelendiğinde Fatih Sultan Mehmed döneminde,1463 yılında tahrir yapılmıştır. Bu tarihte Akçakese Köyü’nün Yabanabad( Kızılcahamam)’ a bağlı olduğu görülmektedir. Bu tarih itibariyle köyün hane sayısı 171 olarak kaydedilmiştir. 1530 yılında 110 hane ve 81 mücerret( daha çok bekar, vergiye tabi olmayan) 1571/1572 yılında ise 186 hane ve 126 mücerret olduğu görülmektedir.[19] Burada mücerretleri de birer hane gibi kabul edersek, 1463 yılında 171, 1530 yılında 191 ve 1571/1572 yılında ise 202 haneden söz edebiliriz.
Tahrirlerin 1463 yılından önce de yapıldığı bilinmektedir. Murat Hüdavendigar ( I. Murat) döneminde tahrir yapılmıştır. Tahrir yapılmasa bile 1463 tarihli tahrirdeki bilgilerden daha eski dönemlere ulaşılabilmekte, hatta Orhan Gazi dönemine ait bazı bilgiler tespit edilebilmektedir. Belirtilen tarihten aşağı yukarı 100 yıl eskiye gidildiğinde köyün aynı şekilde var olduğunu söyleyebiliyoruz.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, 14. yüzyılın başlarından itibaren bölgenin kuvvetle Türkleşip İslamlaştığı, Türkmen dalgalarının Ankara ve çevresini yurt tutmalarıyla açıklanabilir. Şüphesiz bu göç dalgalarından çok önce, Malazgirt zaferinden hemen 2 yıl sonra, 1073 yılında Ankara’nın Türk hakimiyetine girdiğini yukarıda belirtmiştik. Bu tarihten hemen sonra 12. yüzyılın başlarında Türk hakimiyeti Ankara’da perçinleşince, Akçakese köyü için de bir Türk iskanından söz edebiliriz. Buradan Anadolu’nun ve adeta onun kalbinde yer alan Ankara’nın Türkleşmesi ve İslamlaşmasıyla birlikte Akçakese Köyü de Türkler tarafından iskan edilmeye başlanılmıştır. Belgelerin günümüze kadar hepsinin ulaşmadığından hiç değilse, 1463 yılından başlamak üzere, Akçakese adının belgelerde zikredilmeye başladığını söyleyebiliyoruz.
Önemli bir hususta Akçakese Köyünün bağlı olduğu Güdül ilçesinin ve ona bağlı Çağa kasabasının adlarının Selçuklu Türkleri’nin komutanlarından iki tanesinin adı olmasıdır. Yerleşim birimlerine adlarını veren bu beylerden hareketle bölgenin Türkleşmesinin 12. yüzyılın başlarına kadar gittiğini kabul edebiliriz.[20] Şüphesiz bu oluşum yalnız Çağa ve Güdül’le bağlantılı olamayıp, bütün bölgeyle alakalıdır.
Akçakese köyü ve çevresinin Türkler tarafından iskanının 12. yüzyılın başlarına kadar gittiğini delillendirmeye çalıştıktan sonra, tekrar Osmanlı dönemi belgelerinde adını sırasıyla takip edebiliyoruz. Çünkü köyün adına a çeşitli zaman aralıklarında değişik belgelerde rastlanılmaktadır. Yabanabad kazası hicri 1256, miladi 1840 tarihli sayımında Akçakese Köyü’nün adına rastlanılmakta olup, köyde 59 hanenin varlığı anlaşılmaktadır.[21]
Köy nüfusundaki dalgalanmalar yeni bir takım oluşumlarla açıklanabilir. 1463 [22] yılında 171 hane olan ve nüfusu hiç değilse ( 171x6:1026) 1000 i geçen kyün 1840 tarihinde 59 hane olması , takriben ( 59x6: 354) 350 insanın yaşaması dikkate değer bir husustur. Bu durum köyden göçlerle ve iktisadi bir takım olumsuzluklarla açıklanabilir. Bırakın 1463 yılından 1840 yılına kadar geçen 377 yıllık zamanı,30 yıllık amanda bile, büyük değişiklikler görülmektedir. Akçakese köyünde 1970li yıllarda 300 hane varken, ilkokulunda birinci sınıf iki şubeye ayrılmışken, şimdi ilkokulu kapalı, köyde ise yaklaşık 50 hanenin iskanı söz konusudur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması ve Ankara’nın başkent yapılması ile birlikte köy varlığını sürdürmüş, Güdül Ayaş7a bağlı bir kasaba iken, gelişimiyle birlikte ilçe yapılmış, böylece Akçakese köyü yeni idari taksimata göre Güdül’e bağlanmıştır. Büyük ölçüde nüfus kaybı olmakla birlikte, nasıl ki bir zamanlar Yabanabad’ın en büyük köylerinden biri Akaçkese idiyse, şimdi de Güdül’ün en büyük köylerinden birisidir. Güdül’e bağlı 27 köy [23]( bu köylerden bazıları belde olmuştur) incelendiğinde Akçakese’nin en büyük köylerden birisi olduğu görülecektir.
[1] Derleme Sözlüğü, XI, Ankara, 1993, s.4216.
[2] Derleme Sözlüğü, II, Ankara ,1993, s.815. Akarsu kenarındaki verimli arazi. Su basar arazi.
[3] Fazla bilgi için bakınız. F. Sanır, “ Ankara ve Çevresinin İklimi Hakkında” A.Ü. DTCFD, IV/4, 1948. s.291-318.
[4] İ.Durmuş; “ Osmanlı Dönemine Kadar Kızılcahamam-Çamlıdere Çevresi”, Tarihte ve Günümüzde Kızılcahamam –Çamlıdere Yöresi, Ankara,1997,s.31.
[5] A.Erzen; İlkçağ’da Ankara , Ankara, 1946, s.9.
[6] İ.Durmuş; a.g.m., s.31.
[7] B. Darkot; “ Ankara”, İslam Ansiklopedisi, I, İstanbul, 1986, s.439.
[8] E.Memiş; Eskiçağ Türkiye Tarihi, Konya,1989, s.87.
[9] İ.Durmuş; “ Anadolu’da Kimmerler ve İskitler” Belleten, LXI/231, (1997), s.277.
[10] Herodotos, V, 52.
[11] E. Bosch; Quellen zur Geschichte der Stadt Ankara im Altertum, Ankara 1967, s.8.
[12] S.Erdem; “ İslam Öncesi Ankara”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 3, Ankara , 1991, s.202.
[13] Ş .Baştav; “ Atilla ve Hunlar” Tarihte Türk Devletleri, I, Ankara, 1987, s.339.
[14] İ.Durmuş; “ Osmanlı Dönemine Kadar Kızılcahamam-Çamlıdere Çevresi”, Tarihte ve Günümüzde Kızılcahamam –Çamlıdere Yöresi, Ankara,1997,s35.
[15] P. Wittek; “ Zur Geschichte Angoras im Mittelalter”, Festschrift für Georg Jacob zum siebzigsten Geburtstag, Leipzig, 1932, s.330-331.
[16] P.Wittek; a.g.m., s.338.
[17] C.Cahen; “ İbn-i Said L’asie Mineure Seldjuciude”, Turco-Byzantina et Orens Christians, London,1974, s.42-44,48.
[18] F.Sümer; Oğuzlar( Türkmenler) Tarihleri Boy Teşkilatı-Destanları, İstanbul, 1999, s.405-427.
[19] A.N. Turan; Yabanabad Tarihini Ararken, Ankara ,1999, s.129,136.
[20] H.tanyu; Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, Ankara ,1967, s.117. Abd-i zade Hüseyin Hüsameddin; Amasya Tarihi, I, Ankara ,1986, s. 265.
[21] A.Yılmaz; 19. Yüzyılın İlk Yarısında Yabanabad Kazası Sosyal İktisadi Durumu, Ankara, 1999, s.21.
[22] Burada ortalama her hane için 6 kişi esas alınmıştır.
[23] Türkiye Mülki İade Bölümleri ve Bunlara Bağlı Köyler Belediyeler, Ankara ,1971, s.80.
KAMPANYA: Sayin abimiz hazim durmus"un soy agaci hazirlama calismasina sizlerinde katki ve calismalarinizi bekliyoruz sayin hemsehrilerim.Abimiz bunu "Personal ancestral file " adli kullanimi kolay bir programla hazirlamistir. Yardim etmeyi arzulayanlar programi asagidaki linke tiklayarak indirebilirler:
http://www.hlt.at/genealogie/down.htmlm
Sonra bu programi kurup asagidaki dosyayi programla acip kendi ailenizi ve bildiginiz kisileri ekleyiniz.Daha fazla bilgi icin Hazim Durmusà müracat ediniz. (E-mail:hazimdurmus@hotmail.com)
soyacagi .paf datei
Ölüm:
Ölüm aci bir olay ve Allah müsade ettikce sitemizde buna az yer vermek isteriz. lakin dogum ve ölüm insan icin. Ilk aci haberimizi yayinliyoruz.
Dilege uyarisi icin tesekkürler.
Köyümüz esrafindan Nalbant Ahmet Demir vefat etmistir. Cenaze namazi 05.06.2005 tarihinde pazar günü ögle namazindan sonra kilinacaktir.
Yüce rabbimizden mevtaya rahmet kalanlara saglik ve avfiyet diliyoruz. Bütün aile erkamina bas sagligi dileriz. Allah mekanini cennet eylesin. Nur ve huzur icinde yatsin.
Amin
Genis bilgi icin Demir ailesine veya AGA ya müracaat.
2005 yilinda ölenler :
Ahmet Demir
Not : Elimize bilgi gectikce AGA nin yardimiyla tamamlayacagiz.
Hastalik :
Yeni Isyeri Acanlar:
Köyden Taze Haberler :
Köyde devam eden Insaatlar :
Duyurular :
1) Degerli hemserimiz Prof. Ilhami Durmus köyümüzle ilgili bir kitap hazirlamaktadir. Milli kültürümüzün kaybolmamasi icin bunu hep beraber desteklemek zorundayiz. Bunun icin sayin Erdal Aksakal (Erdal Hoca) bir banka hesabi actiracaktir. Hesap sayfamizda duyurulacaktir. Herkesin yardimini bekliyoruz.
2) Sitemizin sürekli aktüel tutulmasi icin genc ve idealist görevlilere ihtiyac vardir. Fikir ve görüslerinizi lütfen ziyaretci sayfamizda belirtiniz. Genclere bu sitenin düzenlenmesinde imkan taninacaktir
3) Bütün Akcakeseliler sitenin acildigini lütfen söz ve yazili olarak (telefon + email) birbirine bildirsin. Zira Site hepimizindir. Bundan sonra haberleri eskidikten sonra degil aninda alacagiz
4) Bazi hemserilerimizin cocuklar evden cok internete giriyor diye internet baglantilarini kestigi haberini almaktayiz. Günes balcikla sivanmaz. Devekusu gibi kafayi kuma gömmekle tehlikenin gectigine inanmak tipik bir dogu düsüncesidir. Bunun yerine veliler önce kendileri internet nasil ve ne amacla kullanilir ögrenip sonra cocuklarina ögretsinler. Bundan sonra interneti kapatmaya ihtiyac kalmaz. Aksi takdirde evdeki televizyonlarinizida kapatin. Zira o yerine göre cocuklara daha zararli.
5) Sitemizde gencleri milli kültürümüze tesvik amacli yarismalar düzenlemek istiyoruz. Konularo hemserilerimiz serbes secebilirler. Fikir ve görüslerinizi Misafir defterinde bildiriniz
6) Bütün Akcakeselileri senede bir köyde toplamak icin (Dini Bayramlarin disinda) bir kültür günü düzenlemek icap ediyor. Lütfen isim ve faaliyetler hakkinda fikir bildiriniz (örnegin Akcakese kermesi, Kiraz festivali, Dedecami günü gibi).
7) Sitemizde Sanal bir Akcakese müzesi acmak istiyoruz. Bunun icin dijital olarak sunlara ihtiyac vardir.
Eski sahis fotolari, eski ev esyasi fotolari, eski tarim aletleri fotosu, eski kiyafet fotosu vs.
Aktuel Problemler :
1) Köyümüzün alt mahallesini üst mahalleye baglayan ve köy icinden gecen bir yola ihtiyac vardir. Bu yolun bahceler arasi denen yerden gecmesi su anki sartlarda en uygun olanidir. Baska fikri olanlar Misafir Defteri bölümünde fikirlerini beyan edebilirler. Allaha sükür su ana kadar üst mahallede bir yangin cikmadi. Bu takdirde ,yani mal ve can kaybindan sonra bu yolun yapilmasina engel olanlar nasil ve hangi mantikla cevap vereceklerdir. Onlarin düsünmedigi su hususuda ayrica belirtelim. Icinden yol gectikten sonra arsalarida ayrica cok degerlenecektir.
2) Köyümüzün icme ve kullanma suyu probleminin halledilmesi icap etmektedir. Bunun icin icap ederse köye yeni bir depo yapilip caydan su pompalanmasi gereklidir. Degisik fikir ve görüsü olanlar lütfen Misafir Defterinde belirtsin
3) Köyün cöp sorunu henüz cözülmüs degil. Olusan cöpler su an güzel derelerimize ve meralarimiza dökülmektedir. Bu kadarini afrikalida düsünebilmistir. Fakat bu modern akcakese köyüne ve türk milletine yakismaz. Bunun yerine bir cöp toplama tesisinin insaati sarttir. Bu kaba hatlariyla iki gözlü ve tabani güclendirilmis bir depo olmalidir. Bir gözde organik diger gözde eskimeyen cöplerin toplanmasi icap eder. Organik cöp gübreye dönüstürülmelidir. Eskimeyen cöplerde ayristirilarak satilip köye bir gelir kaynagi olacaktir.
4) Köyde herkesin yararlanabilecegi bir Internet kahvesine ihtiyac vardir. Kahve zaten olduguna göre sadece Internet baglantisi yaptirilip ve kullanim icin belli bir ücret istenmelidir. Elde edilen gelir Köy bütcesine katki verecektir.
Daha baska fikirleri olanlarin veya daha baska eksiklik görenlerin bunu misafir defterinde belirtmelerini rica ederiz. Bu sayfa bu gibi fikir ve faaliyetleri organize etmek icin kurulmustur.
Gücsüzlere Yardim :
Bu bölümde acilen yardima ihtiyaci olan köylülerimiz ve nasil yardim yapilacagi belirtilecektir.
Yardim kuruluslari :
Akcakeseli Hanimlar :
Bu bölüm hanim kardeslerimize ayrilmistir. Onlarin bayanlara özel konulari bu bölümde yayinlanacaktir. Bütün bayan kardeslerimizin misafir defteri ve email yoluyla aktif katkilarini bekliyoruz (sadece bayanlara ait konular).
Akcakesede iz birakan Hanimlar :
Kadirkizi ebe, Karakiz, Yukarki, Dombul, Hatibin Emine Fatma Zelha, ......
Hanimlarin sorunlari ve istekleri :
Hanim kardeslerimizi tartisma kösesi.
AKCAKESELI AILELERIN SITELERI:
Bu bölümde akcakese'deki ailelerin sahsi sitelerini tanitmak istiyoruz.Sitesi olanlar lütfen linklerini göndersinler ,olmayanlar insallah en kisa zamanda kurup bize gönderebilirler.
Yurtdisindaki hanimlarin sorunlari ve cözüm yollari :
Sayin Hanimlar burada yardim alabileceginiz siteleri veriyoruz
Haftanin Misafiri:
Bu bölümde bir hanim kardesimizle röportaj yapacagiz. Lütfen röportajlarinizi word dosyasi olarak gönderin (Adres icin "akcakese köyü" bölümüne bak.